Kırmızı ışık
Posted by tembellikruyasi Eylül 22, 2011
Kırmızı bir ışık… Kan kırmızısı… Normal olmayan bir sabaha doğan güneşin bu anormalliğe cevabı, sert, rahatsız edici kırmız bir ışık….
Perdeyi geri kapatıp, odaya döndüm. Odanın koyu kızıl bir gölge ile kaplanmış halini seyrettim. Rahatsızlık hissi, ürpertiye ardından da korkuya dönüşürken, buna engel olmak için hiçbir şey yapamadım. Dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladım. İçine girdiğim tüm odaların perdelerini kapatmış olsam da o kırmızı tonu, yerlere, eşyalara ve duvarlara yansıyan kızıl lekeleri yok edemedim. En nihayetinde sokağa çıkmak zorunda kaldım. Sokağa… O tuhaf sabahın içine…
Alışılageldik sabah karmaşası o gün daha bir yoğun, daha bir çekilmezdi. Sanki insanlar bu garip güneşin, saçma ışığını fark etmemek için daha büyük bir acele içerisinde hareket ediyor, yüzlerine yerleştirdikleri umursamazlık maskesi altında kafaları önde kaçmaya çalışırken, birbirlerine çarpıyor, sürtünüyorlardı. Ne kadar sıcak tanrım… Lanet olası ışığın hepsi farkındaydı ama kimse bir diğerine bir şey söyleyemiyordu. Durup baktım onlara. Diğerleri deli demesin diye böyle yaptıklarını biliyordum. Korkak herifler, ödlek sürüsü!!! Oysa zaten hepsi birbirinin suratındaki kan kırmızısı yansımayı görebiliyorlardı.
Ben çocukken de böyle sabahlar olurdu. Ben görürdüm farklı renkler, farklı şeyler. Bir sabah herkesin gördüğü ama korkudan bir şey yapamadığı dev bir uçan daireden çıkan yeşil ışıklar uyandırmıştı beni. Aileme anlatmaya çalıştığımda beni susturmaya çalışmışlardı ama benim bir görevim vardı. İnsanları uyarmalı, uyandırmalıydım. Kurtulup babamın elinden apartman boşluğuna çıkıp, orayı çınlatmıştım çığlıklarımla… Herkes düştüğü gaflet uykusundan uyansın kaçsın canını kurtarsın diye ama annem, canım annem ve babam, bir tanecik babam yakalamışlardı beni. Annem bağırmıştı bana “rezil ettiğin yeter artık bizi” diye. Anlatmak istemiştim onları, herkesi kurtarmaya çalıştığımı ama babam vurmuştu ağzımın üstüne… Yere düşmüştüm, dudağım patlamıştı… Kan… Ağlamıştım acıdan. Annem de ağlamıştı ama bana değil, benim canım acıdı diye değil. Onları rezil ettiğim için ağlamıştı. Benden utandığı için… Babam anneme sarılmış teselli etmek için, bana değil. “geri zekalı” demişti bana “bıktım artık senden”… Ben miniciktim ve kimse bana inanmıyordu. Susturulmuştum. Hep susturuldum.
Ama artık beni susturacak kimse yok! Artık yok… Dün geceden sonra anneciğim ve babacığım susacaklar artık… Öyle duracaklar…
Çünkü ben onların öyle durmalarını istedim…
İnsanların kana bulanmış suratlarına baktım dik dik taa ki benden korkana kadar. Sonra bağırdım onlara, gerçekleri söyledim. Kızıl ışıktan korunmalarını söyledim. Bir kadın çığlık attı, bir adam ittirdi beni… Yılmadım. Suratlarına bağırdım onların bütün gerçeği. Ama onlar ne yaptılar? Polis çağırdılar. Ben gelen polislere de bağırdım! Bana vurdular…
Sonra kızıllık koyulaştı ve derinleşti. Karardı her yer…
Beyaz, bembeyaz bir ışık… Normal olmayan bir ana, elim kolum bağlı uyandım.
Sanırım sonunda oldu… Beni ele geçirdiler. Anlatamadım insanlara gerçeği, başarısız oldum…
Anonim demiş
Tekrar geri döndün diyebilir miyiz?
tembellikruyasi demiş
diyebiliriz sanırım da kiminle görüşüyorum