Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ında İstabul Bağazı’nın sularının çekildiğine ve onun yerinde Bizans altınları, saraydan Boğaza atılarak öldürülen cariyelerin iskeletleri, denize uçmuş arabaların paslı hurdaları, ince ince pislik sızdıran kanalizasyon çıkışları, yosunken çalıya dönüşmüş bitki artıkları, kedileri avlayan fareler, gecekondu ve batakhanelerin en düşükleri, ayağına beton dökülüp infaz edilen gangster bozuntuları ve pis bir koku ile dolu bir vadi oluştuğuna dair bir hikaye anlatır. Kara Kitap zaten naçizane tavsiyemdir ama aşağıda göreceğiniz iki resim bize Kara Kitap’ta anlatılan bu ters ütopyanın ete kemiğe bürünmüş halini gözler önüne sermektedir ki bunu görmek, okumanın yarattığı dehşeti tanımlıyor.
Bu ürpertici iki resim Ozan KaraKoç’a ait… Her ne kadar Boğaz’ın derinliği resimlerde atlanmış da olsa yarattığı his tek kelime ile fantastik.
Ve şunu da eklemek isterim ki ben asla Boğaz’ın üstünden yürüyerek Avrupa’ya geçmek istemeyeceğim…

