Hemen kapısının dışında uzanan çiş kokulu koridordan koruyamıyordu odasının incecik duvarları Onu ve rengi kaçmış yeşil duvarları ile uyum içindeki eski mobilyalar ile baş başa olmak, birazcık huzur bulma konusunda hiç yardımcı olmuyordu Ona. Oturduğu yerden karşıdaki boş yatağa bakarken, yeni başlangıçlar yapmanın zorluğunu yoğun biçimde hissetti yeniden. Yeni şehir, yeni insanlar, yeni iş, yeni koşullar ve yeni bir yaşam biçimi… Birçok yeni şeyle karşılaşan tüm insanlar gibiydi aslında, kelimenin tam anlamıyla yalnızdı.
“Yalnız olmayı severim ben bazen, eğer bu durumu ben seçtiysem” demişti bir keresinde. Şimdi ulaşmak için bir seneden fazla çabaladığı amacı Ona ilk olarak yalnızlığı vermişti. Her şeyin daha iyi olacağına dair inancının oluşmadığı ama geleceğinin hiç olmadığı kadar belirgin biçimde önüne serildiği o günlerde, anı yaşarken ve an Ona sadece sıkıntı verirken, buzlu bir camın arkasından hiç çıkamıyor gibiydi.
Oturduğu yerden kalktı. Durup paniğe kapılmak hiçbir zaman Onun tarzı olmamıştı. O bekleyip görenlerdendi. Kotunu ayağına geçirdi, rasgele bir tişört seçti. Sıkıntı, keşif güdüsüne engel değildi. Keşfetmek de bekleyip görmeye engel değildi. Geleceğin neler getireceğini öğrenmek için bekleyip, görmek ve keşfederken gözlerini dört açmaktan başka yol yoktu. (ve o çiş kokan koridorlara sahip yeşil duvarlı konserve kutusundan kurtulmak için de muhtemelen biraz beklemesi gerekecekti…)