Aslını arayan herkes, aslında, hayatlarında yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark etmiş akıllı kişilerdir. Çünkü aslını arama eylemi özünde yanlıştan arınmayı barındırır ki aslını bulan insan, yani aslına sahip insan için yaşam gözle görünür biçimde bir doğruluklar bütünü haline gelmiştir. Arayışı tamamlamış olmanın huzuru ve kendine sahip olabilmenin özgürlüğü ile kişi daha önce hiç bilmediği bir evrenin, belki de evinin kapısını aralamış olur. Ama sadece bulmak, o kapıdan içeri girmeyi gerektirmez. Bir şeyi bulmuş olmak, bir şeyleri bir araya getirip bir bütünü oluşturmak, kişinin o bütünü yaşayacağı anlamına gelmez. O kapıdan içeriye girip, cenneti yaşamak, kendine has sorumlulukları, üzüntüleri, hatta acıları da beraberinde getirir. Çünkü kişi aslını bulunca kendine karşı savunmasız hala düşer. Çünkü kişi hiç olmadığı kadar özgür olur. Çünkü kişi hiç korkmadığı kadar kaybetmekten korkar. Kişinin aslını nerede bulduğu bunları değiştirmez. Evim dediği yer aşkı da olsa, işi de olsa yaşanacak büyük mutluluklar ve çekilecek dayanılmaz acılar vardır. Uğraşı zordur. Daha kolay hedefler ve ikincil mutluluklar daha ulaşılabilirdir.
Aslında her şey orada olsa da çoğu insan buradadır.
Her insan dengeyi barındırarak doğar içinde. Yıllar dikkatini dağıtır, yollar yönünü şaşırttır. İşte bu yüzden aslına sahip olmanın verdiği muhteşem güzellik ve tatmin hissi yerine sadece “o” olmanın getirdiği kolaycılık ve vurdumduymazlığı tercih eder insanlar. Sonuçta tembellik bedenin kendi ürettiği ve en sevdiği uyuşturucudur.
Cenneti kurmak için şeytanlar ile kavga etmek gerekecektir ve kimse tüm kavgalarından zaferle çıkacağını garanti edemez. Ama insanlar genelde unuturlar, umutsuzluğa da gerek yoktur. Çünkü cennet vaat edilendir…
Oradayım… Buradakilere selam olsun…