benden bile bağımsız öyküler

bu blog bağımsız öykülerin uyumadığı yerdir

11 Oct 2006 için Arşiv

televizyonun yan etkileri aşk ve ölümdür b.1

Yazan: tembellikruyasi Ekim 11, 2006

Çocuk çok aşıktı. Bilgisayarının arka ekranında onun bir pozu vardı. Duvarında onun resmi asılıydı. Gününü ona göre ayarlıyor, sabahları onu göremezse bütün günü kötü geçiyor, gece en son gördüğü yüzün onunkisi olmasını istiyordu. Özlemeyle, düşünmeyle, istemeyle geçen ama hiçbir sonuca ulaşmayan bir aşktı onunkisi. Çünkü sevdiği kadın, onu tanımıyordu, hiç görmemişti, varolduğunu bile bilmiyordu. Ama çocuk, kadını her gün görüyor, her görüşünde daha da aşık oluyordu. Bunun adı tam olarak tutkuydu aslında. Çocuk, o kadına saplanmıştı… Çocuğun içindeki büyük tutku, kadını her gördüğünde daha da kabarıyor, beyaz camın pürüzsüz yüzeyinden yansıyıp, yine çocuğun içene akıyordu. Evet, sizinde tahmin ettiğiniz gibi, çocuk TV’de gördüğü bir yüze aşıktı. GHM haber kanalında sabah haberlerinden sonra hava durumunu sunan, gün içersinde iki saatte bir bunu tekrar eden ve tam gece yarısında, banttan da olsa, çocuğa iyi geceler diyen spikere, maalesef, aşıktı. Aralarındaki tek ortak özellik aynı şehrin havasını soluyor olmalarıydı. Tam olarak da bu yüzden çocuğun en sevdiği şarkı Ortaçgil’in “Eylül Akşamı”ydı.

 

“Çok seviyorum abi ben bu kadını!! Sapıttım iyice artık” dedi en yakın arkadaşına çocuk, ne yapacağını bilemez halde. Bugün okulda bir sınıf arkadaşına yumruk atmıştı sevdiği kadın hakkında ileri geri konuştuğu için. Tabi disiplinlik olmuştu ve şimdi müdürün kapısında bekliyordu ama pişman değildi. “Güzel kaltak” demişti kadına. Aklına gelince ister istemez sıkmıştı dişlerini yine. Biliyorlardı çocuğun kadına olan tutkusunu sınıf arkadaşları. Üzerine üzerine gelmişlerdi. Sağlam çakmıştı ama burnu çatlamıştı arkadaşının.

“Tanışmanın yollarını bulalım o zaman oğlum şunla. Böyle kendi kendini yiyip duracak mısın?? Hastanelik olacaksın sonunda!!” dedi onu savunmak için gelen en iyi arkadaşı. Aslında savunulacak bir şey yoktu da ağır tahrik var falan derim en azından diye düşünmüştü.

“Nasıl olacak o birader ya!! Mümkün mü böyle bir şey?!? Hem bana bakmaz ki! Bin tane hayranı vardır kapısında bekleyen” diye cevap verdi. Yumruk attığı eli sızlıyordu.

“Saçmala!” dedi arkadaşı “Şarkıcı değil ki bu kadın, hava durumu spikeri. Bence bir gün televizyon binasının çıkışına gidersen onu görebilirsin. Anlatırsın çok beğendiğini…”

“Utanırım oğlum kitlenir kalırım karşısında!! Elim ayağıma dolaşır!” diye sözünü kesti arkadaşının

“Ne fark eder ki” dedi diğer çocuk cesaret vererek “Şimdi seni tanımıyor, bilmiyor. O zaman en azından denedim dersin. Hem baksana yan sınıftaki Elvan TAPE’in kulisine girip basçılarıyla tanışmayı başarmamış mı?? Adamla yemeğe çıkacam diye havalarda geziyor”

“Oğlum herif götürecek kızı, ondan yemeğe çıkaracak” diye söylendi çocuk ama beyni onun izin verdiğinden daha hızla hayal kurmaya başlamıştı bile. Kendini aşkına tanıtsa, “sizi korumak için adam dövdüm ben” dese, ya da bunu söylemese de olur kadını korkutabilir, sadece biraz şirinlik yapsa, onu gülümsetse, “sizinle bir şeyler içmeyi ne çok isterim” dese, o kabul etse. “Tanrım” dedi çocuk içinden “Olabilir mi acaba!!”

 

Tam o sırada müdürün kapısı açıldı. Çocuk içeri girdi, arkadaşı dışarıda kaldı. Yapılacak fazla bir şey yoktu. Uzaklaştırma kaçınılmazdı.

Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | 1 Yorum »