bu link vasıtasıyla ulaşabileceğiniz siteyi yapanlar 24 yerine 28 saatlik günlerin insanlığın faydasına olacağını düşünmüşler…
naçizane tavsiyemdir… bir göz atın..
Yazan: tembellikruyasi Ekim 31, 2006
bu link vasıtasıyla ulaşabileceğiniz siteyi yapanlar 24 yerine 28 saatlik günlerin insanlığın faydasına olacağını düşünmüşler…
naçizane tavsiyemdir… bir göz atın..
Yazı kategorisi: bağımlı tavsiyeler | » yorum bırak;
Yazan: tembellikruyasi Ekim 26, 2006
Zaim oldukça telaşlı bir biçimde Arif’i kolundan çekiştirerek ilerlemeye başladı. Arif’te durumun garipliğinden ne yapacağını şaşırmıştı: “Bak yaaa!!! Ulan bi daha başımıza böyle bi iş gelirse telefona ben bakıcam çünkü sen ne olduğunu da anlatmıyorsun, nedir abi nedir Allah aşkına nedir yani!!!???!!!”. Zaim aniden yüzünde daha da büyük bir korku ifadesiyle durdu. Genç kızı baygın bir halde yaklaşık 200 metre kadar gerilerinde bırakmışlardı. Yada bırakmış olmalıydılar (!). Zaim: “Kıza bak” dedi. Arif’te arkasına dönüp kızın yattığı yere baktı: “Ne var abi, yatıyo işte kız hala”. Ama Zaim arkasına dönmemişti. Hala dehşet dolu bir ifadeyle önüne bakıyordu: “Evet” dedi ve Arif’in kolundan tutup kendi baktığını yöne çevirdi: “Yatıyo di mi hala?” artık Arif’in de yüzü pek iç açıcı değildi. Kız 100 metre kadar önlerinde, gerilerinde bırakmış olmaları gereken florasan lambanın dibinde yatıyordu. Arif önce önlerinde yatmakta olan kıza baktı. Sonra arkasına döndü sokağın diğer ucunda yatmakta olan aynı kıza baktı. Sonra sokağın geride bırakmış olmaları gereken tüm ayrıntılarının aynı şekilde önlerinde duruyor olduğunu fark etti: ani, şimdi ne demek oluyo bu Zaim? Nedir yani?”. Zaim biraz daha bekledi: “Galiba olan şu abicim” dedi titreyerek: “biz………deyiz” sokakta, çalmakta olan telefonun sesi öyle yüksek bir biçimde yankılandı ki Zaim dahil hiç kimse ağzından çıkan kelimenin ne olduğunu duyamadı. Bu ani telefon sesiyle birlikte ikili önce önlerine sonra arkalarına baktılar çünkü sokağın her iki ucundan da iki ayrı telefon aynı anda çalıyordu: “Tamam” dedi Arif, telefondaki adamla kendisi muhatap olmadığından, gördüklerine rağmen hala biraz daha sakindi. “Şöyle yapıyoruz, ben” dedi ve sokağın karşısını göstererek “Ordakini açıyorum, sen de” arkasını dönüp arka taraftaki kızı göstererek “Sen de o taraftakini. Hadi abi” diyip Zaim’in sırtına vurdu. Zaim koşarak kızın yanına ulaştığında Arif’te ulaşmıştı. Zaim telefonu açmak için Arif’i bekledi. Her ikisi de telefonları aynı anda açtılar. İkisi de aynı anda “Alo!” dediklerinde, birbirlerinin seslerini telefonda duydular. İrkilerek birbirlerine baktılar. Telefondaki sesin keyfineyse diyecek yoktu artık:
“HAHA!! NE O GENÇLER, Bİ ŞEY Mİ OLDU CANINIZI SIKAN?!”
Zaim Arif’ e, Arif’te Zaim’e bakarken akıllarından geçen elbetteki “Acaba David Lynch filmlerini çekmeye başlamadan önce böyle olaylar mı yaşıyor?” sorusu değildi. Akıllarındaki sorular ve istekler daha çok anne sıcaklığından, yaklaşık 10-15 yıl geride kalmış olması gereken bir “Keşke babam burada olsaydı” isteğinden ve “Şu an okuyor olduğum sure Nas’mı yoksa Fatiha’mı” merakından mütevvelitti(!?). Evet mütevellitti ve bu durum hatların iyice karışmış olduğuna da delaletti(!!?). Ve tabi Zaim’in dikkatinden kaçmayan yeni durum ise telefondaki sesin artık daha da HEYBETLİ VE KORKUTUCU geliyor olduğuydu.
“EVET BEYLER. ARTIK DURUMUN CİDDİYETİNİ HEPİMİZ KAVRADIĞIMIZA GÖRE HANIMEFENDİNİN ÇANTASINI ALIP BANA GETİRMENİZ GEREKTİĞİNİ BİR KEZ DAHA SÖYLEMEK İSTERİM. BU ARADA ARİF”
Arif’in gözleri hayatı boyunca görmediği o ‘fal taşı’ gibi açıldı.
“SEN DE HOŞGELDİN, ZAİM’E OLDUKÇA YARDIMCI OLACAKSIN. AMA BUNDAN SONRA TELEFON GÖRÜŞMELERİNİ ZAİM’LE YAPMAK İSTİYORUM. BENİ CİDDİYE ALMAYAN İNSANLARI SEVMEM.”
Bu sözlerin ardından Arif’in elinde, telefonu tutmaktan kaynaklı oluşmuş o plastik metal karışımı hissiyat kayboldu. Yerini daha yünlü bir hisse bıraktı. Arif eline baktığında elinde bir yün yumağı tutmakta olduğunu gördü. Yün yumağının bir yerinden ise bir ip parçası aşağı doğru uzuyor uzuyordu. Bu ipin nereye gittiği ise Zaim telefonda ki SESle konuşurken Arif’ i oldukça meşgul edecekti.
“ ŞİMDİ ZAİM. SEN VE ARKADAŞIN”
Arif ipin ucunu çekmeye başladı.
“KIZIN ÇANTASINI ALACAKSINIZ. SONRA İLK İŞ”
İpin ucu yerde yatmakta olan kızın saçlarında sonlanıyordu ve Arif merakla ipi çekerek elindeki yün tutamında toplamaya devam etti.
“KAYMAKAMLIĞA GİTMEK OLACAK”
“ Bu saatte mi?”
Arif ipi çektikçe kızın saçları yün yumağında toplanmaya başladı. Arif şaşkınlıkla ipi çekmeye devam etti.
“TABİ ZAİM NE VAR Kİ? DEVLET İHTİYAÇ SAHİBİ VATANDAŞLARI İÇİN GECE GÜNDÜZ DEMEDEN ÇALIŞIR. BUNU UNUTMA SAKIN!!”.
Arif ipi hızlı hızlı çektikçe kızın yüzü de yavaş yavaş Arif’in elinde büyümekte olan yün yumağına toplanmaktaydı ama Arif acaba bu durumu ne zaman anlayacaktı??(?)
“KAYMAKAMLIĞA GİDİP KAYDINIZI YAPTIRACAKSINIZ. SİZ ONLARA KAYIT İÇİN GELDİĞİNİZİ SÖYLEDİĞİNİZDE ONLAR GEREKLİ İŞLEMLERİ YAPACAKTIR. SONRASI İÇİN TEKRAR SENİ ARIYIP DİREKTİFLERİ VERECEĞİM. HAA, BU ARADA. YANLIŞ BİR ŞEY YAPMAYA KALKMAYIN EĞER BENDEN KAÇMAYA KALKIŞIRSANIZ..”
“AAllaaaaaaaaaaah!!!!!!!!” Arif’ten gelen ve Zaim’i irkilten bu acı ve korku dolu çığlık, Arif’in ipin ucunun nereye uzandığını anladığını gösteriyordu.Ve tabi durumun da ciddiyetinin….
Yazı kategorisi: Kör Bayağ | » yorum bırak;
Yazan: tembellikruyasi Ekim 26, 2006
Türkçeye “Kansas City Aldatmacası” olarak çevirilebilecek olan bu fenomenin anlamı, size sağ tarafınızda ilginç bir olay olduğunu söyleyecek olan bir kişinin, siz sağınızı döndüğünüzde, bir anda arkanıza geçip, boynunuzu kırarak sizi şaşırtmasıdır. Hayat kadar acımasız, ama bir o kadar da gerçektir. Bu anlamda aslında bir ironiyi de içinde barındırmaktadır; çevremizin sürekli bizi kandırmak isteyen kişilerle doludur. Bu bizim gerçeğimizdir…
Şanslı Slevin / Lucky Number Slevin naçizane tavsiyemdir.
Yazı kategorisi: bağımlı tavsiyeler | 3 Yorum »
Yazan: tembellikruyasi Ekim 21, 2006
“Bu olamaz.” dedi karizmatik olmak ile kendini beğenmişliğin arasındaki kalın çizginin yanlış tarafında olan yaşlı adam ve devam etti “Ona karşı hissettiklerin dengede bozulmaya sebep olacak kadar kuvvetli.” Uzun siyah sakalları beyaz cüppesi ile tezat oluşturuyordu. “Konsey bunun olmasına izin veremez” diye de ekledi kendinden emin olamayan bir ses tonuyla. Konseyi oluşturan yaşlıların bir kısmından az önce konuşanı destekleyen mırıltılar yükseldi. Ama büyük kısmı sessiz kalmayı seçmişti. Kırmızı cüppesini zümrüt taşların süslediği bir diğer yaşlının sesi diğerlerini biraz bastırdı, “Sadece iki aydır Onunlasın!!”
Konseyin karşısında tek başına duran genç adam, üzerindeki zırhın ağırlığına rağmen daha bir dikleştirdi gövdesi ve “Ben, sadece iki aydır mı Onunlayım Efendiler, dalga geçiyor olmalısınız.” dedi. Gözleri tüm Konsey üyelerinin yüzünü tararken, herkes susmuştu, “Onu iki yüz yıldır seviyorum BEN!” diye çınladı sesi geniş salonda.
“Zamanla böyle oynayamazsın çocuk” diye çıkıştı yaşlılardan biri şaşkınlık dolu sesiyle. İtirazlar yükseldi, tartışma başladı. Sadece Konseyin en bilgeleri hiçbir şey söylemeye gerek duymamışlardı. Çünkü biliyorlardı ki birini iki yüzyıldır sevdiğini söylemeye cesaret edebiliyorsan, her şeyi yapabilme gücü binlerce yıldır içinde saklıdır demekti…
Çocuk herkesin sesini bastırarak ekledi “Ve sizin dengeniz bizim hiç umrumuzda değil!!”İşte o an en bilge olanların yüzlerindeki tek şey kocaman bir gülümsemeydi.
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | 1 Yorum »
Yazan: tembellikruyasi Ekim 18, 2006
“Abi buldum!!”
“Ahh kulağım!! Ne bağırıyorsun ya kulağım gitti!!”
“Bırak şimdi kulağı mulağı!! Sevgilinle tanışmanı sağlayacam!!”
“Bırak dalga geçmeyi!!”
“Dalga geçmiyorum oğlum!! Hem de TV binasından çıkarken görebileceksin onu”
“Abi kafayı mı yedin?!? Ön kapıdan çıkmıyorlarmış öğrendik ya!!”
“Olsun. Sen de binanın bahçesine girip arka kapıya gideceksin zaten ellerinde çiçeklerle!!”
“……!! ……!!”
“Heyy orada mısın?!?”
“Abi oyun mu oynuyosun benimle”
“Öyle bir şey yapar mıyım ben dostum”
“Anlat o zaman adam gibi…”
“Tamam kızma! Benim dayım var ya Zeki. Tanıyosun?”
“Evet”
“İşte onun çok yakın bir arkadaşının kardeşi GHM’de güvenlik görevlisiymiş. Dayım dedi ki eleman biraz içkiye düşkünmüş. Eğer iki şişe JB kapıp gidersek bizi o binada istediğimiz kişinin odasına sokarmış!!”
“Abi ciddi misin sen??”
“Çok ciddiyim hem de”
“Süper!! Tekel bayii alırım ben o herife!! Ne zaman göreceğiz adamı?”
“Ne zaman istersen sen!”
“Hemen o zaman!! Evdeki içki dolabında vardı bir şeyler oradan araklayayım. Sen buluşmayı ayarla adamla tamam mı?!?”
“Tamam kardeşim sen merak etme arıyorum şimdi dayımı”
“Eyvallah kardeşim!”
“Ayıp ettin!”
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | » yorum bırak;
Yazan: tembellikruyasi Ekim 17, 2006
Bazı geceler insanın aslında olduğundan daha derin hissetmesine neden olur. Öyle gecelerde muhtemelen ay gökyüzünde parlamaktadır, med cezir sizin ruhunuzu bedeninizden alır ve geri verir. Bu sayede siz aslında yazmayı hayal edemeyeceğiniz şeyleri yazabilirsiniz. Sonra, belki yıllar sonra, dönüp baktığınızda kendi yazınızı tanıyamasanız da kendinizle gurur duyarsınız kağıda döktükleriniz için. Oysa mesele gecedir…
Can Atilla – Cariyeler ve Geceler güzel albüm… naçizane tavsiyemdir…
Yazı kategorisi: bağımlı tavsiyeler | 1 Yorum »
Yazan: tembellikruyasi Ekim 12, 2006
yeni bir şey denemek istiyorum… bu katagori altında beğendiğim filmlerden, yapmalısınız dediğim yemek tariflerine kadar bir şeyleri sizinle paylaşacağım. tutarsa ne ala, yok olmazsa uçuruveririz olur biter… : )
Yazı kategorisi: bağımlı tavsiyeler | » yorum bırak;
Yazan: tembellikruyasi Ekim 11, 2006
Çocuk çok aşıktı. Bilgisayarının arka ekranında onun bir pozu vardı. Duvarında onun resmi asılıydı. Gününü ona göre ayarlıyor, sabahları onu göremezse bütün günü kötü geçiyor, gece en son gördüğü yüzün onunkisi olmasını istiyordu. Özlemeyle, düşünmeyle, istemeyle geçen ama hiçbir sonuca ulaşmayan bir aşktı onunkisi. Çünkü sevdiği kadın, onu tanımıyordu, hiç görmemişti, varolduğunu bile bilmiyordu. Ama çocuk, kadını her gün görüyor, her görüşünde daha da aşık oluyordu. Bunun adı tam olarak tutkuydu aslında. Çocuk, o kadına saplanmıştı… Çocuğun içindeki büyük tutku, kadını her gördüğünde daha da kabarıyor, beyaz camın pürüzsüz yüzeyinden yansıyıp, yine çocuğun içene akıyordu. Evet, sizinde tahmin ettiğiniz gibi, çocuk TV’de gördüğü bir yüze aşıktı. GHM haber kanalında sabah haberlerinden sonra hava durumunu sunan, gün içersinde iki saatte bir bunu tekrar eden ve tam gece yarısında, banttan da olsa, çocuğa iyi geceler diyen spikere, maalesef, aşıktı. Aralarındaki tek ortak özellik aynı şehrin havasını soluyor olmalarıydı. Tam olarak da bu yüzden çocuğun en sevdiği şarkı Ortaçgil’in “Eylül Akşamı”ydı.
“Çok seviyorum abi ben bu kadını!! Sapıttım iyice artık” dedi en yakın arkadaşına çocuk, ne yapacağını bilemez halde. Bugün okulda bir sınıf arkadaşına yumruk atmıştı sevdiği kadın hakkında ileri geri konuştuğu için. Tabi disiplinlik olmuştu ve şimdi müdürün kapısında bekliyordu ama pişman değildi. “Güzel kaltak” demişti kadına. Aklına gelince ister istemez sıkmıştı dişlerini yine. Biliyorlardı çocuğun kadına olan tutkusunu sınıf arkadaşları. Üzerine üzerine gelmişlerdi. Sağlam çakmıştı ama burnu çatlamıştı arkadaşının.
“Tanışmanın yollarını bulalım o zaman oğlum şunla. Böyle kendi kendini yiyip duracak mısın?? Hastanelik olacaksın sonunda!!” dedi onu savunmak için gelen en iyi arkadaşı. Aslında savunulacak bir şey yoktu da ağır tahrik var falan derim en azından diye düşünmüştü.
“Nasıl olacak o birader ya!! Mümkün mü böyle bir şey?!? Hem bana bakmaz ki! Bin tane hayranı vardır kapısında bekleyen” diye cevap verdi. Yumruk attığı eli sızlıyordu.
“Saçmala!” dedi arkadaşı “Şarkıcı değil ki bu kadın, hava durumu spikeri. Bence bir gün televizyon binasının çıkışına gidersen onu görebilirsin. Anlatırsın çok beğendiğini…”
“Utanırım oğlum kitlenir kalırım karşısında!! Elim ayağıma dolaşır!” diye sözünü kesti arkadaşının
“Ne fark eder ki” dedi diğer çocuk cesaret vererek “Şimdi seni tanımıyor, bilmiyor. O zaman en azından denedim dersin. Hem baksana yan sınıftaki Elvan TAPE’in kulisine girip basçılarıyla tanışmayı başarmamış mı?? Adamla yemeğe çıkacam diye havalarda geziyor”
“Oğlum herif götürecek kızı, ondan yemeğe çıkaracak” diye söylendi çocuk ama beyni onun izin verdiğinden daha hızla hayal kurmaya başlamıştı bile. Kendini aşkına tanıtsa, “sizi korumak için adam dövdüm ben” dese, ya da bunu söylemese de olur kadını korkutabilir, sadece biraz şirinlik yapsa, onu gülümsetse, “sizinle bir şeyler içmeyi ne çok isterim” dese, o kabul etse. “Tanrım” dedi çocuk içinden “Olabilir mi acaba!!”
Tam o sırada müdürün kapısı açıldı. Çocuk içeri girdi, arkadaşı dışarıda kaldı. Yapılacak fazla bir şey yoktu. Uzaklaştırma kaçınılmazdı.
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | 1 Yorum »
Yazan: tembellikruyasi Ekim 9, 2006
Sokağın ortasında öylece yatmakta olan genç kızın başına kuşkuyla yaklaşmışlardı. Ne olduğuna dair en ufak bir fikri olmayan iki arkadaşı en çok tedirgin edense kızın anlamsız baygınlığı değildi. Israrla çalmakta olan telefonuydu. Bakmalı mıydılar acaba? Ve sonunda Zaim dayanamadı.
“Bakalım abicim Allah aşkına şu telefona. Belki bi tanıdığıdır kızın yahu”.
“Doğru diyosun yaa” dedi Arif gayet tedirgin ve temkinli. “ Bakalım da anlayalım”.
Telefonu açtı Zaim. “Merhaba” dedi. Karşıdan bir ses gelmeyince devam etti. “Telefonun sahibi olan hanımefendi bayıldı. Tesadüfen bayıldığını gördüm. Yardım edelim dedik ama ayılmadı. Kiminle görüşüyorum ben, yakını mısınız hanımefendinin?”. Cevap olarak hırıldayan bir nefesten başka bir şey duymadı önce. Birkaç saniye sonra ses,
“Kapa çeneni” diye emretti.
Zaim şaşkınlıkla, “Kapa çeneni mi?” dedi. Arif ne olduğunu anlamaya çalışarak, Zaim’e bakıyordu. Telefondaki ses devam etti,
“Söylediklerimi yapacaksınız! Kadının yanındaki çantayı alıp bana getireceksiniz!”. Zaim,
“Getireceksiniz!!” diye tekrarladı. “Getireceksiniz mi? Nereden biliyorsun benim yalnız olmadığı mı ulan sen!!” Çevresine şüpheyle baktı ve devam etti, “Kamera şakası falan mı bu? Hiç hoşlanmadım bundan”. Telefonu kapattı. Arif merakla,
“Ne oldu anlatsana” diye sordu. Zaim,
“Anlayacağız şimdi!!” diyerek yerde yatan kadının yanına çöktü. “Hadi canım kalk da yerine yat!!” Arif’e göz kırparak devam etti, “Madem öyle, sağlı solu çakayım iki tane de kendine gelsin!!” Yavaşça elini kadının yanağına vurdu. Kadının teni buz gibiydi. Zaim hızla elini çekip, ayağa kalktı. Aynı anda telefon tekrar çaldı. Zaim telefonu açtı, yavaşça kulağına götürdü. Hiçbir şey söylemeden bekledi.
“Kadın artık benim işime yaramaz” dedi ses olabilecek en soğuk tonlamayla. Zaim’in aklına ister istemez mezar taşları gelmişti. “Şimdi o çantayı bana getireceksiniz ya da ölene kadar o sokakta kalabilirsiniz.” Arif,
“Oğlum korkutmasana beni, bembeyaz oldun. Ne diyor telefondaki??” dedi. Zaim hızla ona söylenenleri anlattı. Arif “Gidelim buradan” dedi “Karakol şurada hemen, polise haber verelim. Ne yapılacaksa onlar yapsın”. Zaim başıyla onayladı. cep telefonunu kadının çantasına koydu. Kadına dokunmamak için özel çaba harcıyordu. Sonra hızla sokağın başına doğru ilerlediler…
Yazı kategorisi: Kör Bayağ | » yorum bırak;