Yazan: tembellikruyasi Ağustos 21, 2006
“Gözlerimin önünde oluyor her şey.. Benim dediğim her şey, bana ait olanları kast etmiyorum, ben olanlardan bahsediyorum, bir gün benden ayrılıyorlar. Onlar uzaklaştıkça, boşluklarım oluyor benim. Her boşluk gibi onlarda, bir zamanlar bir çok şeyin olduğu ama şimdi kırgınlıkların ve kırıkların ve hatta güzel hatıraların uğursuzca kol gezdiği yerlere dönüşüyorlar. Ben de o zaman onları kapatıyorum, oldukları gibi. Onlar benim boşluklarım, benim kavgaları, benim yaralarım, benim parçalarım. Hayatımı onlarla öğreniyorum. Ben oluyorum.” dedi çocuk aynaya. Aynadaki aksi onu belli belirsiz onayladı.
Gidip karanlıkta oturdu. Bir D’jarum yaktı. Sessizliğin içinde kıvılcımlar çıkartarak çıtırdayan sigaranın dumanını halkalar halinde savurdu. “Ama her şeyin yıllar önce olup bittiği bir yerin hemen yanında yeniden sabah oluyor. Bir yerlerde hep bahar var. Yeniden bir şeyler doğuyor… Ben, herşeyimle, işte o ülkenin vatandaşıyım!”
Aynadaki akis, tabii ki hala oradaydı, gülümsedi. “Bilmediği daha çok şey var, hiç bir şeyin ölmediği yeri daha göremedi ama yine de çok hızlı öğreniyor” dedi.
Her şeyin bir sonu olsa da bazı şeylerin sonu yeni şeylerin başlangıcıdır. İşte orada hiç bir şeyin gerçek bir sonu yoktur ya da hiç bir son gerçek değildir. Siz hangisini tercih ederseniz…
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | 6 Yorum »
Yazan: tembellikruyasi Ağustos 21, 2006
Hiç bilmediği bir yerlere gidiyor olmanın güzellikleri ve riskleriyle yüzleşmek için cesurca kanat çırptı martı. Denizleri aşabilmiş olmanın verdiği tatmin ile ufku kaplayan bembeyaz boşluğa dikti gözlerini. Serin rüzgar kanatlarının arasından geçerken onu hızlandırdı. Sonra turkuaz bir ışık gözünü aldı aniden, hızla her şey görünmez oldu. Sadece tek renk kaldı. Mutluluk dolu bir kahkaha duydu, aslında bu kadar yüksekteyken hiçbir ses duyamayacağını bilse de gülümsetti bu onu. “Renk” diye düşündü “sanırım bir çok şeyin sırrı onda gizli”. Yavaş yavaş eski haline döndü her şey. Aşağıda beyazlığın tam ortasında küçük bir şekil fark etti. Biraz alçalınca onun minik bir penguen olduğunu anladı. Kendi kendine neşeli şarkılar mırıldanan, mutlu ve onu gözleyen dev kutup ayısından farkında olmayan minik bir penguen. Martı daha da alçaldı. Kanatlarını mümkün olduğu kadar açarak, minik penguenin üstüne gölgesinin düşmesini sağladı. Böylece gözleri beyaz parlaklığa alışan kutup ayısından onu gizlemeye çalıştı…
“Bıdı bıdı yürüyen bıdık penguen önene bakarak ilerlerken, bir gölge düştü üzerine. Şarkısına ara verip, yavaşça kaldırdı küçük başını. Üzerinde heybetli bir martı ona gülümseyerek uçuyordu. Korktu önce bıdık penguen. Kanatlarını açtığında kocamandı martı ama yüzündeki gülümsemeyi görünce içine huzur doldu. Onu güneşten koruyordu martı. Gölgede ulaşmasını sağladı denize…”*
Kendini denizin güvenliğine bırakınca minik penguen, martı kendini çok mutlu hissetti. Minik penguen sudan başını çıkardı ve martıya kanadını salladı. Başıyla selamı aldı martı.
Bu ne güzel bir karşılamaydı…
*Minik bir penguenin kendi hikayesinden alınmıştır : )
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | 2 Yorum »
Yazan: tembellikruyasi Ağustos 15, 2006
kız kardeşim olan pek bir cadı şahıs yurtdışındaki eğitimini tamamladıktan sonra bu çarşamba dönüyor. 8 aydır görmedim onu, burnum da tütüyor kerata… kardeş diye boşuna dememişler, insanın canının bir parçası
Edit: geldi
Yazı kategorisi: Uncategorized | 2 Yorum »
Yazan: tembellikruyasi Ağustos 8, 2006
Yazarken verdiği rahatsızlıktan ötürü Ölüm Cezasına devam edemiyorum . Kendini öldürmekten bile korktuğu için vicdanı ile başbaşa yaşamak zorunda kalan zavallı Adamı da rahat bırakıyorum böylece.. Zaten O ne yaparsa yapsın artık ne ayın ışıltısını ne de güneşin rengini fark edemeyecek. Çünkü intikam soğuk yenen bir yemektir ve siz Canınızı kaybettiğinizde asla intikam alacak yeterli sayıda düşman bulamazsınız…
Böyle işte…


Yazı kategorisi: Ölüm Cezası Tefrika | » yorum bırak;