Annesinin sesi Turuncu’yu etkisi altına düştüğü büyüden kurtardı. Onu havada tutan renk, yoğunluğunu yitirdi. Yere düştü. Kalkmaya cesaret edemeden annesinin sesinin geldiği yere doğru süründü. Biraz ilerledikten sonra O’nu görebildi. Kadın, mutfakta, bir şarkı mırıldanarak, pasta dilimliyordu. Turuncu bir an fincanlarda dumanı tüten çayın kokusunu aldı. Fakat tam o sırada hastalıklı ışık tekrar çevresini sarmaya başladı. Barkın’ın tekrar eden sesini duydu. “Burası benim dünyam!!”. Turuncu, nefesi kesilirken, tüm gücüyle görüş alanından silinmeye başlayan annesinin mırıldandığı şarkıya konsantre olmaya çalıştı. Bu rüyanın içinde gerçek olan tek şey oydu. Sürünmeye devam etti, az önce mutfaklarını gördüğü yöne doğru. Ama sırtına binen ağırlık her geçen saniye biraz daha artıyordu. Barkın’ın emreden sesini duydu. “Sen benimsin, buraya dön”. Adrenalin bütün damarlarını doldurdu. O kimsenin değildi! Bütün gücüyle kendini artık neredeyse görüntüden silinmiş olan mutfağa doğru fırlattı.
Her şeyi ince bir sis perdesinin altından görse de renkler normale dönmüş gibiydi şimdi. Ayağa kalktı. Annesi hazırladığı tepsiyi işaret ediyordu. “Her işi benim yapmamı bekleme” dedi “Her işi yapan ben olursam, sen nasıl yalnız yaşayabilirsin ki?” Turuncu annesinin işaret ettiği yöne doğru baktı. Tepsinin üzerinde, pastaların yanında, bir cep saati duruyordu. Annesi tekrar konuştu. “Bir arkadaşın getirdi bu saati. Sen, ona hediye etmişsin ama bozulmuş. Turuncu’ya lazım olur belki bu saate dedi bana. Bence çok ayıp. İnsan hediye edilen şeyi böyle geri getirir mi? Sizlerin işlerine akıl ermiyor artık zaten.” Turuncu saati alıp, kapağını açtı. Saatin akrebi yoktu. Saatin kapağının içinde bir şeyler yazdığını gördü. Yazanı okudu. Annesine dönüp, “Ben bu saati atayım o zaman” diye mırıldandı. Annesinin “Nasıl biliyorsan öyle yap kızım” dediğini duyar gibi oldu. Sonra her şey silindi. Her şeyin yerini yine o morumsu garip ışık kapladı ama ışık artık O’nu tutamıyordu. Turuncu bakışlarını kaldırıp, Barkın’la yüzleşti. Harfler yüzünde eskisi kadar hızlı hareket etmiyorlardı. Turuncu “Çizimlerin rezalet” dedi. Elindeki saati bütün gücüyle, Barkın’ın yüzünün parladığı duvara savurdu. Turkuaz bir şimşek çaktı.
Turuncu uyandı. Kim demiş rüyalar kısa sürer diye. Sabah olmuştu bile.
*el Mavi oturum açtı*
Turuncu: Günaydın : )
el Mavi: Günaydın:))
Turuncu: Naber?
el Mavi: iyidir de garip bir şey olmuş dün gece!
Turuncu: Sana da mı?? Ben de çok tuhaf bir rüya gördüm! Sana noldu?
el Mavi: Bana hediye ettiğin saat vardı ya! Gece nasıl olduysa yere düşmüş. camı parçalanmış! akrebi falan dağılmış. Sanki biri duvara vurmuş gibi saati
Turuncu:
Turuncu: Önemli değil tamir ettiririz..