benden bile bağımsız öyküler

bu blog bağımsız öykülerin uyumadığı yerdir

12 Apr 2006 için Arşiv

Ölüm Cezası b.4

Yazan: tembellikruyasi Nisan 12, 2006

O sabah, her zamankinden farklı uyandı. Annesi onu uyandırıp babasına yardım etmeye gitmesi için söylenmeye başlamadan önce, kendi kendine açtı gözlerini. Doğrulup yatağın kenarına oturdu. Yaşamayı sevdiği uyku mahmurluğu bile yoktu.  Yapması gereken bir şey varmış gibi geldi bir an, gidilmesi gereken bir yer. Ama yoktu ki böyle bir yer. Tamam kitapçıya gidecekti ama bu iş için acelesi olmamıştı hiç. Saate bakma ihtiyacı duydu. Bunun için bir hayli uğraştı, acelesi olmayan tüm insanlar gibi saatini takmayalı bir hayli olmuştu ve nerde olduğunu bilmiyordu. Saatini buldu. Daha erkendi. Belki babası bile daha çıkmamıştı evden. Şaşkın şaşkın kalktı ayağa, hızla banyoya gitti. Ne garip diye düşündüğünü şimdi bile hatırlıyordu, beyni onu daha önceden hazırlanmış bir programa uymaya zorluyor gibiydi. Kader denen şeyin oyunları, hatta eski şairlerin dediği gibi onun ağlarını örmesi işte o sabah, bir bölümü kapatmış yeni bir bölümü açmıştı adamın hayatında. Kitapçının kapısı açıldığında adamın sırtı kapıya dönüktü ama birden dükkanın içinin aydınlandığını fark etti. Yumuşak sarı bir ışık tüm bedenini kapladı, yeni kitapların ciltlerinden yansıdı. “Tanrım” dedi adam. Neden acelesi olduğunu anlamıştı şimdi. Daha içeri kimin girdiğine bakmadan, gelenin kim olduğunu biliyordu. Yavaş yavaş döndü sanki gözlerinin kamaşmasından korkar gibi onları kırpıştırarak. Sonra zaman durdu… 

———————                ————————-                                 ——————

Cenazeden sonra eve döndüklerinde adam artık hiçbir şey hissedemeyecek haldeydi. Çevresinde olanları algılayamıyordu. Ona üzüntülerini bildiren insanları tanıyamıyor, söylediklerini anlayamıyordu. Adına bile duymadığı bir dilde konuşan insanlarla çevrilmiş gibiydi. İçindeki boşluk giderek her yeri kaplıyordu. Boşluk simsiyahtı. Bunu bilmekten öte görebiliyordu çünkü çevresi giderek kararmaya başlamıştı. Kendi kendine “Ben de ölüyorum galiba” diye düşündü. Birden farkına vardı; “Benim DE ölebilmem için benden önce birinin ölmüş olması gerekir”. Bir anda tüm bedeni kavruldu. “Ben de” diye tekrarlamaya başladı önce içinden, sonra mırıldanarak, sonra haykırarak. Çevresindeki herkesin koşuşturmaya başladığını ve kollarını tuttuklarını belli belirsiz fark etti, nedeni anlamadı, biri tüm ışıkları kapattı. “Böylesi daha iyi” dedi adam. Gözlerini açtığı anda Sevgilisinin öldüğünü biliyordu. Umarım bir kabustur diyemedi bile. Annesi baş ucunda, eli saçlarında, için için ağlıyordu. Gözlerini tekrar kapadı adam. Sevgilisinin yüzü gözünün önünde canlandı, sesini duydu. Onun sesiyle düşündü; “Bir daha bu yataktan çıkmayacağım”. Ağlamaya başladı. Annesinin babasını çağıran sesini duydu. İkisi birden oğullarına sarıldılar. Adam kendine hakim olamadan titremeye başladı, şiddetle. Odaya üçüncü bir kişinin girdiğini fark etti. Babası ona sarılmayı bırakıp sıkı sıkı tuttu. Diğer adam koluna bir iğne yaptı. İçinden gelen acı, Adamın iğnenin neden olduğu acıyı hissetmemesini sağladı. Tekrar kendinden geçmeden önce Hayatının iğneden nasıl korktuğunu hatırladı.  Tekrar gözlerini açtı. Ne kadar süredir uyuduğunu bilemiyordu. Yataktan kalkmaya çalıştı ama başı öyle bir dönüyordu ki bir an odasındaki tüm eşyaların canlanmış olduğunu düşündü. Usulca ayaklarını yatağın kenarından aşağıya sarkıttı. Yavaş yavaş doğrulup, oturdu. Kafasının içinde dolaşan bir çok ses vardı, bir çok radyo istasyonunun karıştığı bir frekans gibi. Adam onları anlamaya çalıştı bir süre ama sadece rahatsız edici bir uğultuydu. Ayağa kalktı. Hemen yatağının kenarındaki dolaba tutunmasaydı yere düşecekti. Yüzümü yıkamalıyım diye düşündü ve kendime gelmeliyim. “Ne oldu bana böyle?”.Banyoya kadar giden uzun yolu alırken bir şey fark etti, ev çok sessizdi. Annesinin hiç kapatmadığı ve sürekli en popüler şarkıları çalan minik teybin bile sesi duyulmuyordu. Adam banyoya girdi. Yüzününe bir avuç su çarparken çok kötü bir şeyler olmuş olduğuna dair belirsiz bir şeyler hissetti. Belki hasta olmuştu, kriz falan gibi bir şeyler geçirmiş olmalıydı. O yüzden böyle sersem hissediyorum ve beni uyandırmamak için evde hiç ses yok. Aynaya baktı. Gözleri şişmişti ve inanılmaz derecede kırmızıydı, sanki çok ağlamış gibi. Bir avuç daha su çarptı yüzüne, sonra tekrar aynaya baktı. Sakalları uzamıştı, en az üç günlük ve yanakları çökmüştü. Bir avuç su daha… Sağ dirsek içindeki mor bir nokta dikkatini çekti. İncelerken fark etti, ona serum takmışlardı. Tekrar kendi gözlerine baktı, “Niye bu kadar kızarmışlar” diye düşündü “ Sanki çok ağlamışım gibi.” Son bir avuç daha. Baş dönmesi biraz geçmiş gibiydi ama beyninde hala bir çok ses yankılanıyordu. Salona doğru yürüdü. Kapıya tutunarak içeriye baktı. Annesi ile babası fiskos köşesi adını verdikleri yerde karşılıklı duran iki hasır sandalyeye oturmuşlardı. Babası sigara içiyordu. “Benim babam sigara içmez ki” diye düşündü adam “en azından çok uzun bir süredir”. Sonra kafasındaki seslerden biri anlaşılır hale geldi, daha doğrusu diğerlerini bastırdı, “Genç kız için yapabileceğimiz hiç bir şey yoktu. Buraya getirildiğinde çoktan ölmüştü.”

 ————————-                                 ———————–             ——-

Benimle evlenir misin?

-EVET EVET EVET!!! 

Yazı kategorisi: Ölüm Cezası Tefrika | 1 Yorum »