Ölüm Cezası B.1
Yazan: tembellikruyasi Nisan 10, 2006
Adam tek katlı gecekondudan çıktı. Mutlu değildi, huzurlu hiç değildi. Sadece görev bilinci yüksek insanların işlerini yaptıkları zaman hissettikleri türden bir tatmin vardı. Ama asıl ilginç olanı Adam’ın yıllardır çevresinde olduğunu farketmediği şeyleri görebilmesi, duymadığı sesleri duyabilmesiydi. Evler, ağaçlar vardı etrafında ve köpek havlamaları uzaktan gelen araba seslerine karışıyordu. Belki artık Hayatım’ın mezarını ziyaret edebilirim diye düşündü Adam. Sonra elindeki silahı yürüdüğü yolun kıyısındaki, bir kaç saat önce dinen yağmur yüzünden suları kabarmış kanala attı. Kafasını gök yüzüne kaldırdı. Bulutların arasından çıkan ayı gördü. Gerçekten ilginç, dedi Adam, hala oradaymış.
Sonra ay tekrar bulutların arasında girdi. Ortalık yeniden karardı. Sesler hızla silindi ve renkler uçup gitti.
———- —————- ————– —————–
Kapıyı açıp içeriye girdi adam. Tam yedi yıldır olduğu gibi yine “ben geldim hayatım” sözcükleri dudaklarını dondurdu ama içini yaktı. Ayakkabıları çıkardı, paltosunu astı, çantasını yere bırakıp salona geçti. Yedi yıldır yaptığı gibi yine önce aynalı büyük vitrinin tam ortasında duran fotoğrafın yanına gitti. İki yanında mumlar ve çiçeklerle sanki bir ikonmuş gibi yerleştirilmişti. Parmaklarının ucuyla soğuk camın ardındaki güzel ve genç kadının yüzüne dokundu. Sonra çerçeveyi eline aldı, dudaklarına götürdü, usulca öpüp yerine bıraktı. Birkaç saniye fotoğrafın iki boyutlu gözlerine kitlendi gözleri. Başını iki yana salladı, zorla ayırdı gözlerini. Fotoğrafın sol alt çaprazında ki çekmeciyi açtı. İçinden silahını aldı, yedi senedir haftada birkaç kez yaptığı gibi. Silahın mermi haznesini kontrol etti. Bir mermi vardı içinde, her zaman ki yerinde ateşlenmeye hazır. Tereddütle eli titredi adamın, birkaç kez biraz yukarı biraz aşağı hareket etti. Sonra yine başını salladı. Boştaki eliyle gözlerini ovuşturdu. Kısa bir an daha durdu, fotoğrafa baktı kaldı. Silahı yerine koyup çekmeceyi kapadı. Dudakları bir özürle kıpırdadı. Diğer bir çekmeceyi açıp içinden kibrit çıkardı. Dikkatle mumları yaktı. Uzun bir süredir ilk kez başını kaldırıp vitrinin arkasını kaplayan aynaya baktı. Kendi aksini görmek yüzünde bir korku ifadesinin oluşmasına neden oldu. Adam aynadaki aksinde gördüğü saplanıp kalmış acıdan korkuyordu. Yedi yılda çok değişmişti. Saçları bembeyaz olmuştu. Pürüzsüz yüzünde artık çizgiler derin ve keskindi. Dudakları renksizdi. Ama yüzündeki acı yedi yıl önce nasılsa hala aynıydı, oraya yerleşmişti ve gitmeye hiç niyeti yoktu. Geride kalmanın dayanılmaz ağırlıyla birleşmişti sadece ve bu acısını daha gözle görünür kılmıştı. Tekrar fotoğrafa kaydı gözü. O hiç değişmemişti. Hafif bir tebessüm yerleşmişti dudaklarının kenarında ve bakışları huzurluydu. Yüzündeki acıya bir an bir kızgınlık eklendi adamın, bir öfke, delicesine. İsyan etti yine, içinden. Kalmayı adam seçmemişti. O da gitmek istemişti çok, sonradan, ama hala buradaydı. Haftada birkaç kez denemesine rağmen yapamamıştı. Yedi yıl öncede korkmuştu hayatı için ve hala cesareti yoktu. Öylesine nefret ediyordu ki kendisinden. Yedi yıl sonra artık bugün, gitmemek adamın kendi seçimi olmuştu. Çünkü ancak böyle cezalandırabiliyordu dünyadan en çok nefret ettiği şeyi. Yaşıyordu ve yaşadığı her gün daha çok acı çekiyor ve daha çok korkuyordu.
Aynaya bakmak için zorladı kendini. Gözlerinin içine baktı nefretle. Kederden içi buruştu, canı acıdı.
————- —————- ———–
-“Ne yapmak istersin bugün”
-“Sen ne yapmak istersen onu”
-“Bıkmadın di mi bana bu cevabı vermekten. Mıy mıy mıy, sen naapmak istersen onuymuş”
-“Sen bıktın mı böyle dememden”
-“Yaaaa.. Bıkmadım tabiiii, büzme öyle dudaklarını, gel kıyamam ben sana gel!”
-“Seninle olduktan sonra ne yaparsak yapalım, nerde olursak olalım benim için fark etmez”
-“Romantik erkeğim benim…”
-“Seni seviyorum”
-“Ben de”
—————- —————- —————-
-“Beğendin mi filmi”
-“Tabi ki hayır. Ne o öle, uçan adamlar, zıplayan adamlar. Büyüdüm ben bunlar için artık”
-“E sen seçmedin mi tatlım filmi, şimdi böyle diyosun”
-“Ne bileyim fragmanları farklıydı işte. Acıktın mı?”
-“Evet. Kötü bir filmden çıktık bari güzel bir yemek yiyelim ha”
-“Bu lokantayı nasıl buldun sen ya. Arka sokaklarda ama harika yemek yapıyorlar. Kocaman oldu göbeğim şu halime bak… Ne oldu niye sustun?”
-“……”
-“Ne oldu söylesene”
-“Konuşma. Hızlı yürü biraz.”
-“Ne oluyor… Çekme kolumu. Ayakkabılarım… Koşa…”
-“Gençleeer, nereye bu saatte. Bu saatten sonra bu yoldan geçmek ücrete tabidir.”
-“Kormayın kuzucuklar, çok değil birşey istemiyecez sizden”
-“Tamam, ne isterseniz alın. Bırakın bizi”
-“Korkuyorum”
-“Korkma güzelim, biz cıvırlara bişey yapmayız”
-“Ona elini sürmee… ahhhh”
-“Yapmayın. Yapmayın. İMDAA…”
-“Bağırma, bağırma gebertirim seni orospu”
-“Kes şu şerefsizin boğazını da karıya yumulalım”
-“Yapmayın lütfen her şeyi alın bıraaaa…”
Sertçe vurdular başına. Yere yapışıp kaldı. Kan sızdı gözlerinin önüne, sersemledi. Ayık kalmakla kendinden geçme arasında bir yerde, asfaltın üzerinde Herşeyi’ne tecavüz etmelerini izledi. Ayağa kalkmak, Onu kurtarmak istedi. Ona vurdular, çiğnediler Onu. Her yeri kan içinde kaldı. Hepsini gördü… Onu kurtarmak istedi…Bir an kolladı. Ama ayağa kalkmadı. Çünkü gördükçe korkusu arttı. İşleri bitince yollarına ilk çıkan boğazını sıkmaya başladı, hiç tereddüt etmedi. Öldürdü Onu. Öylesine korkmuştu ki… Kendisi için, onu da öldürecekler diye… Nefesini tuttu. Yanına geldiler. Ayaklarıyla dürtüler, nefesini dinlediler. Bu da gebermiş, karı daha dayanıklı çıktı dediler. Güldüler ama ne güldüler. Uzun uzun, uzun uzun… O sokakta bütün hayalleri ve geleceği yanında ölü yatarken sadece kendini düşünerek, korku içinde sinmiş bir şekilde yattı. Uzun uzun…
—————- ——————— ——————
Yatak odasına girdi. Soyundu. Pijamalarını giydi. İki kişilik yatağının sağ tarafına gitti, Onun tarafına. Yere diz çöktü. Ellerini önünde kovuşturdu dua etmek için. “Tanrım yarın uyanmamamı sağla. Eğer beni böyle yaratan sensen bunu yapmak zorundasın çünkü ben kendim yapamıyorum. Yarın uyanmamamı sağla, yalvarıyorum. Gerekirse dünyanın sonunu getir ama uykunun karanlığı hiç gitmesin artık… Amin” Duasını ne zaman bu hale getirdiğini, ne zamandır bu aynı kelimeleri söylediğini bilmiyordu. Birtanesi’nin ölümünden sorumlu olduğunu kavrayışı, bilmeye dönüştüğünden beri yani kendini öldürmeyi düşünmeye başladığı günden beri, her gece Tanrıdan Onu da almasını istiyordu. Günler, aylar, yıllar geçtikçe istek duaya, sonrada yakarışa dönüşmüştü. Sonunda rutin bir şekilde bu sözleri eder olmuştu. Kendi yapamadığını, kendisinden daha güçlü bir varlıktan istemek kolay geliyordu ve derinde bir yerde kendi kendine verdiği yaşama cezasının belki bu şekilde sona erebileceği düşüncesi onu rahatlatıyordu. Yüce bir güç onu beraat ettirebilirdi belki. Duasını bitirdikten sonra uzun bir süre, başı kollarının üzerine eğik durdu. Sonra yavaş yavaş uykuya daldı. Dışardan bakan biri, yüzünü göremeyeceği için, onu tam bir kendini vermişlikle dua eden dindar bir adam sanabilirdi, ibadetini tamamlayamadan uyuya kalmış biri, huzurlu biri. Ama uyanıkken huzur ona ne kadar uzaksa, uykuda da o kadar uzaktı. Gerçek dünyada varolan azap verici tekrarlar, rüyalar alemi içinde geçerliydi. Yıllardır aynı rüyaları, daha doğrusu kabusları görüyordu. Birkaç kabusun değişik versiyonları vardı sadece. Aynı rüyayı bir kendi gözünden görüyordu bir başkasının, kah o da ölüyordu kah öldürüyordu. Bazı sabahlar uyandığında, gece hiçbir rüya görmemiş oluyordu. Ama o zamanlarda bile sadece gördüklerini hatırlamadığının farkında, bir sonraki uykusunda yine kendini aynı yerlerde bulacağını biliyordu.
———— —————- —————-
İki yıldır her hafta bu eve geliyordu. Kocaman ama hiç kirletilmeyen bir ev, işine hiç karışmayan bir ev sahibi ve normalde aldığı paradan iki kat daha fazla bir gündelik. Arasa daha iyisini bulamazdı. Aslında ilk defa bu eve geldiğinde, garip görünüşlü, dar kelime dağarcığı yüzünden daha iyi bir tanım yapamıyordu, patronundan hiç hoşlanmamıştı. Ama “Sen bekarsın. Hem yemek yapacam hem de ütü, normalden daha fazla vermen lazım” dediğinde Adamın hiç bir şey söylemeden istediği parayı vermesi bu duygusunu bastırmasını sağlamıştı. Her zam istediğişinde de Adam hiç yorum yapmadan zammı vermişti. Yaptığı işte çok kolaydı çünkü evin büyük bir kısmı hiç kullanılmıyordu. Bir Adamın yatak odası, bir salon ve banyo ile mutfak. Bunları temizlemesi ancak iki saatini alıyor, sonra televizyon seyrederek Adama iki üç tencere yemek yapıyordu. Zaten bu evde en çok televizyonu seviyordu. Kocamandı, artisler nerdeyse evin içinde gibi oluyo, demişti bir keresinde bir komşusuna, Tülin.
————– – ——————– —————- ————-