Yazan: tembellikruyasi Ocak 31, 2008
“Yıllar, yıllar sonra torunlarımız eski gazeteleri karıştırırken dünkü manşetleri görüp hayrete düşecekler:
“Dedelerimiz bir gün toplanmış, ‘Nasıl bir yasa yapalım ki kadınların saçının teli dahi görünmesin; görünüp de bizi tahrik etmesin’ diye günlerce tartışmışlar.”
Yasanın ayrıntısını okuyunca daha da şaşacaklar:
“‘Örtüsünün iki ucunu çene altından bağlayıp aşağı salanları içeri alalım, arkaya saranları şeriatçı sayalım’ diye karar almışlar.”
Birisi diyecek ki:
“Dedelerimiz bunları tartışırken içlerinde tek bir kadın bile yokmuş. Onların nasıl ve ne kadar örtüneceğine dedelerimiz karar veriyormuş.”
Belki “Çok şükür geride kaldı o devirler” diye gülüşecek, belki “Bugünlere işte oralardan geldik” diyecekler….”
Diyor usta gazeteci Can Dündar… Bu sohbetin olumlu bir gelecekte, bu meselelerin tamamen aşıldığı bir toplumda geçtiğini varsayıyor. Ben tehlikenin farkında mısın muhabbeti yapmayacağım ama Can Dündarın yazısının şöyle alternatif bir gelecekte de sürebileceğini iddia ediyorum. Buyrunuz;
“…”Dedelerimiz bunları tartışırken içlerinde tek bir kadın bile yokmuş. Onların nasıl ve ne kadar örtüneceğine dedelerimiz karar veriyormuş.” dedi diğer adam,
“Çok şükür geride kaldı o devirler” diye gülüştüler, sarışın olanı “Bugünlere işte oralardan geldik” dedi. Kafasını arkadaşlarının odasına uzatan Ahmet,
“Hadi beyler sohbete Pazar devam edersiniz. Cumayı kaçıracaz”. dedi. Sarışın,
“Doğru ya!”diye bağırdı “Muhabbete daldık. Hadi Hasan”, Hasan eşyalarını toplamaya başlamıştı bile,
“Eskiden cumaları tam gün çalışılması da ne acaipmiş! İnsanlar ibadetlerinden kalıyorlarmış. Şimdi haftasonu tatili değişti de insanlar rahat rahat gidiyorlar cumaya. Özel sektörde çalışan kardeşlerimiz de rahatça yerine getiriyorlar vazifelerini” diye başladı söze “Zorlama var diyor bozguncu laikler! Ne zorlaması! Sen zorlanıyor musun Hüseyin!” HÜseyin alaycı bir tonla,
“O laikler once hapiste sonra cehennemde zorlanacaklar inşallah!” dedi.
Hep birlikte gülüşüp, daireden çıktılar. Yıl Hicri 11 Rebiyülahir 1436… Miladi… kimsenin umrunda değil…
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | Yorum Yok »
Yazan: tembellikruyasi Temmuz 26, 2007

İşte beynimizi pişiren suçlunun tam boy resmi!! Halbuki kendisi bu ara alabildiğine durgun bir dönem yaşıyormuş. Yokmuş fırtınalar, lekeler falan…
Ama şunu söylemeden de geçemeyeceğim eğer “güneş” olmasaydı, bu hayatı yaşamanın ne anlamı olurdu 
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | Yorum Yok »
Yazan: tembellikruyasi Temmuz 24, 2007
“Neden artık yazamıyorum, bilemiyorum.. Canım istemiyor galiba bu kadar basit. Neden kendimi böyle yaşlı hissediyorum? Belki de hissetmiyorum, gerçekten öyleyim! Neden uykum var çok ama neden hiç rüya göremiyorum? Gözlerim kapanıyor… Zaman beni unutup, gitti sanki. Bense durdum ve durgunluğun içinde boğuluyorum…”
Aslında hiç bir şeyi yoktu ama esas sorunda zaten “hiç bir şeyi” olmaması değil miydi? Aradığı şeyi bulamamıştı, aramayı da bırakıyordu artık. Kendi kendini tekrarlıyordu. İçinden “of”ladı.. Offf… Sıkılmıştı, sıkıcıydı.
Ona bir kadın lazımdı belki de.. Birlikte bir ev kuracak ve gerekirse o evi gene birlikte yıkacakları bir kadın.
“Neyse!!” dedi “Vazgeçtim.. Düşünmek başımı ağrıtıyor, depresyon dizlerimi sızlatıyor. TV seyredeceğim.”
TV kumandasının kırmızı düğmesine bastığı an, onun için bir dönemi bitirdi. Sıkıntının uzun zamandır ustaca tasarladığı blöfünü yemiş, oyundan çekilmiş, potansiyelini masada bırakıp, beynini uyuşturmaya karar vermişti. Aslında biraz dikkatli dinlese başının arkasından bir yerlerden gelen klik! sesini bile duyabilirdi.
Tespiti doğruydu en azından, içinde boğulduğu şey, kendi hareketsizliğiydi…
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | 2 Yorum »
Yazan: tembellikruyasi Temmuz 11, 2007
anneanneye kanser teşhisi konmuştur ama durum çok da vahim değildir. Işın tedavisi işe yaramaktadır. Sıkıntı her gün Ege Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Servisine gitmektedir. Anne ile anneanne her gün yollanırlar oraya. Yazdır iş güç yoktur. Denir ki anneye bir gün “Sen dinlen bugün ben götüreyin ninemi hastaneye”. Anne gönülsüzce kabul eder, yorulmuştur çünkü gerçekten.
Hastaneye gidilir. Işın tedavisi biter. Doktorla görüşmek gerektiği için, beklenmeye başlanır lakin bir türlü sıra gelmez, doktorun işi bitmez. Sıkılmaya başlanır çok fena oflarır, puflanır. Anneanne sessizce beklemektedir oysa. Ama siz gençsinizdir ya iki dakika duramazsınız yerinizde.
Sonra beklediğiniz doktorun kapısı açılır. Üzerinde rengi güneşten solmuş gri ceketi ve köylü kasketiyle bir amca çıkar dışarı geri geri. Saygısından arkasını dönmemiştir doktora. Sonra yavaşça başı eğik, yüzünü sizden tarafa çevirir. Ve siz görürsünüz ki amcanın burnu yoktur. Seri kanseri midir başka bir şey midir bilemezsiniz ama amcanın burnunun olması gereken yerde siyaha çalan mor renkte bir delik vardır…
…
O an anladım bana verilen hayatın ve sağlığın değerini.. Beynime kazınan o görüntü, içimi sıkan bütün dertlerin aslında sadece oyun olduğunu öğretti bana..
Burnu yok olmuş bir insanın varlığının karşısında benim ne derdim olabilir ki…
KAVGA ETMEYİN..
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | Yorum Yok »
Yazan: tembellikruyasi Temmuz 9, 2007
Burası fotograf galerisi gibi oldu biliyorum ama bu aşağıdaki resmi buraya koymayı bir borç biliyorum kendime…
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | Yorum Yok »
Yazan: tembellikruyasi Temmuz 6, 2007

Bu yukarıda gördüğünüz resim, 2012′de Londra’da yapılacak olimpiyatlarda ana stadyum olarak kullanılacak şahaserin resmidir. 91.000 seyirci kapasitesine sahip olacak bu stadyum..
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | Yorum Yok »
Yazan: tembellikruyasi Haziran 29, 2007

aşk bir kalbin içinde bütün dünyayı gezebilir…
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | Yorum Yok »
Yazan: tembellikruyasi Haziran 28, 2007
uludağ sözlükte entry girmeyi çok sevdiğim bir başlıktır bu minimal öykü denemeleri aşağıda gördüklerinizde sözlüğe girdiklerimin bir kaçı.. paylaşmak istedim buradan da….
mesai
saatleri saysam da sana kavuşabilmek için, beklemem gerek.. buna mecburum.. evet, malesef ben de onun esiriyim..
bursa
koca çınarın, kendi başına bir ağaç olmuş, dalına kurduğum salıncaktan izliyorum geçen yılları..
yorgunluk
hayatın boş yoğunluğunu yaşarken ben, üzüm hoşafının suyuna kurtlu ekmek banan aslanların yorgunluğunu yaşıyorum utanmadan…
pazartesi
uykum kendi kendi beslerken ben asla uykumu alamadım… lanet olsun paradokslara ve lanet olsun sana da pazartesi…
internet
aradığım şey ile aramda sadece monitörün camı vardı. kafamı soktum camdan içeri.. kesilen boğazımdan fışkıran kan duvarlara “depresyon iyi bir şey değildir” yazdı…
sonra ölmüşüm…
minimum oyku denemeleri
bir cümle ile anlatılamayacak kadar uzun, insanı konuşamaz hale getirecek kadar yoğun..
kar
tüm ankarayı bembeyaz yaparken kardeşleri, o buz tutmamış minik bir su birikintisinde can verdi..
kapitalizm
nakit olan vakit içinde, hem nakitsiz hem vakitsiz..
cam kirilmasi
onun, sevdiğim kadının, kalbini kırdığımda cam kırılması sesi duyduğuma yemin edebilirim..
Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | Yorum Yok »
Yazan: tembellikruyasi Mayıs 31, 2007
Çocuk ilk kez bir şehrin tamamını terk ediyordu. Hem de orayı çok sevdiği halde… Ama daha azı, onun zarar görmüş ruhunun tamamen yok olmasına sebep olurdu. Çünkü şehir, öyle çok anıyla doluyduki, çocuk eğer orada kalırsa adım atacak boşluk bulamayacaktı.
Özlemin ne olduğunu anlamaya başladı uzaklaştıkça. Bu his dört bir yandan etrafını kuşatırken, içinde olduğu otobüs camlarını zorluyordu. Çocuk meydan okurcasına yüzünü dışarıya çevirdi. Fakat iki şehir arasındaki yolu, eviyle kalan her yer arasındaki yolu, hızla tüketen, ilerledikçe çocuğun gözünde canavarlaşan otobüsün camının dışında, kendi yansımasından başka hiç bir şey göremedi ki kendisi o an görmek istediği son insandı.
Sonra özlem, otobüsün camlarını patlattı.
Yazı kategorisi: bağımlı tavsiyeler | 2 Yorum »
Yazan: tembellikruyasi Mayıs 28, 2007
kravatı bağlayamadım bu sabah düzgün ve şimdi, işe geleli yarım saat olmuşken, hala onu onu çekiştiriyorum. bugün uzun süredir yapmadığım bir şeyi yapıp buraya uzun bir bağımsız öykü yazmak istesim ama son zamanlarda yazamayacak kadar mutlu olduğum için bu çok da mümkün değil… aslında en çok körbayağıya devam etmek istiyorum ama o da kaldı. belki haziran ayının karmaşası içerisinde bir şeyler karalayabilirim.
peki neden günlük gibi kullanıyorum şimdi ben bu blogu. hiç yapmadığım bir şey.. belli bir nedeni yok aslında.. canım istedi diyeyim ben, sizde fazla üstüme gelmeyin bu konuda.. (annem “çok özensizsin bu ara” dedi az önce)
kızlar aramazlar diye bir öykü yazmıştım. sanırım en sevdiğim öykü o yazdıklarımın arasında.. bir de anka var tabii. onlar size bağımsız tavsiyem olsun bir daha göz atın… bir dakika az daha unutuyordum. bir de bu var…
neyse bir van gogh ile bitireyim bu garip yazıyı madem…

Yazı kategorisi: Bağımsız öyküler | Yorum Yok »